Meraklı Tosbaa - Öğrenme Yolcusu

Okumamış İnsanların Okumuş Olanlara Saygı Borcu Var Mıdır? | Okumaya ve Okumuşlara Dair

18 Ocak 2016 Pazartesi Meraklı Tosbaa 20 Yorum

Üniversite mezuniyeti, okumuş insanlar

Okumaya ve okumuşlara dair... Arthur 'un okumak ve dil üzerine düşüncelerini derlediği bir felsefe kitabı.. Kitabı okurken bir bölümünde sizin de kendinize sormanız gereken bu soruyla karşılaşıyorsunuz.. Kitapta anlatılan o kadar şey arasında en çok ilgimi çeken yazarın kendi tabiriyle "cahillerin okumuşlara borçlu olduğu saygı" tabiri oldu.

Yazarın düşüncelerinin bu kadar yoğun olduğu felsefe kitaplarını severim. Sayfaları okurken idrakine vardığınız düşünceleri kendi içinizde eleştirme ve kendinizle tartışma imkanı buluyorsunuz.

kitap okuyan çocuklarÇok okunan eserler mi? Yoksa kaliteli eserler mi? Okumak ve okumayanla okuyan arasındaki fark.. Dilin kullanışı ya da dilde sadeleşmenin anlamsızlığı ve sonuçları.. Hepsini tartışmış Schophenhouer..

Arthur Schophenhouer kitabın ilk sayfalarında rağbet gören kalitesiz eserlerle, rağbet görmeyen kaliteli eserlerin karşılaştırılmasını yaparken sırf para kazanmak için yapılan eserlere karşı eleştirisini şu şekilde dile getiriyor.

"Varsın cebinizde daha az para olsun ama daha saygın olun, cahillerin para kesesine selam durup temenna etmek yerine bırakın karşınızda bayağılıklarını hissetsinler!"

Sonrasında eğitimle ilgili fikirlerine yer veriyor yazar;

"Eğitimin niteliğini iyileştirmek için uygulanması gereken kurallar;

1) Yirmi yaşından önce kimsenin üniversiteye gitmesine izin verilmemelidir.


2) Üniversitedeki ilk yıla bütünüyle felsefe tahsis edilmeli. Bu derslere devam zorunluluğu şart koşulmalı ve bir kural olarak eklenmelidir."

Arthur Schophenhouer Okumaya ve Okumuşlara DairYazar daha sonrasında şunları söylüyor:
"Silah uzmanlığının her kim olursa olsun cahillerin alimlere borçlu olduğu saygıyı zayıflattığı bahsi diğerdir."

Burada Arthur cahillerin alimlere bir saygı borcu olduğundan bahsetmiş. Ben bu düşünceye katılmıyorum. Kitap içerisindeki eleştirel hava göz önüne alınırsa okumayanların bir nebze olsun suçluluk duygusu hissetme gerekliliği savunulabilinirse de bir insanın okumamış olmaktan dolayı alim kesime saygı duyma zorunluluğu olduğunu düşünmüyorum.

"Çeşitli dillerin öğrenilmesi sadece dolaylı değil fakat aynı zamanda doğrudan irfan edinme yoludur ve fevkalade müessir (etkili) olan entelektüel bir yoldur.

Belli bir dildeki her bir sözcük için öteki dillerde tam bir karşılık yoktur; dolayısıyla bir dilin sözcükleriyle anlatılan bütün kavramlar başka bir dilin sözcükleriyle ifade edilen kavramlarla tam olarak aynı değildir." diyor ve sonrasında yabancı dilin, kendi dilimizde ifade edilemeyen kelimelere sahip olması dolayısıyla bir olayın kavranmasında yardımcı olduğunu söylüyor. Bu konuyla ilişkili;

Kitap okuyan çocuklar"Meramını, maksadını tam ifade etme derdindeki herkes dilde saflık yanlısı ukalaların hırlayıp havlamalarına kulak asmaksızın yabancı sözcükleri kullanacaklardır." diyor.

Bu konu üzerine, dilde sadeleşmenin bir zamanlar Türk edebiyatında da istenen bir olgu olduğu aklıma geliyor. Dilde sadeleşme isteğinin hak verilecek tek amacı "halkın yazılan metinleri anlamasını sağlamak"tır.

Yazılan edebi eserlerin halk tarafından anlaşılabilmesi uğruna hayata geçirilen dilde sadeleşme akımının amacında ne kadar başarılı olduğu, bugünkü ülkemiz kitap okuma oranlarına bakıldığında tartışılır bir hale geliyor.

Ayrıca dilde sadeleşme olgusunun bir konunun ifade edilmesinde, dilde alternatifi olmayan kelimelerin ortadan kaldırılması edebi eserlerin kalitelerinin düşmesine ve yazarın ifade yeteğinin kısıtlanmasına neden olması edebiyat üzerine olumsuz etkileri olarak göze çarpıyor.

Kitap okuyan kız çocuğuSchopenhauer kitabında edebi eser çevirilerinin de bu nedenle (zorunlu olarak) eksik olduğunu savunuyor. Çevirileri bir resmin kopyasına benzetiyor ve hatta daha ileri giderek çevirilerin gerçeğinin yerine "nohuttan çekilme kahve"ye benzediğini söylüyor.

Her iki dile de hakim olmadan yapılan çevirileri papağan gevezeliğinden çok da farklı olmadığını dile getiriyor. Ve şunu söylüyor;

"Çünkü bir kimsenin kullandığı deyimin özgünlüğü ve her ifadenin yerli yerine oturuşu seçkin bir zekânın şaşmaz bir belirtisidir."

Schopenhauer kitabında tarih ile ilgili bölümde ise bir ulusun tarih bilincine sahip olmasının gerekliliğiyle ilgili de şunları dile getiriyor;
Üniversite mezuniyeti, diploma, kitap, kep
"Akıl melekesi insan için neyse tarih de insan soyu için odur. Bu meleke sayesinde insan hayvanlar gibi algının dar şimdisiyle sınırlanmaz, fakat aynı zamanda onun irtibatlı olduğu ve içinden çıktığı kıyas kabul etmez derecede daha geniş geçmişi de bilir. Ve o (insan) şimdiyi doğru ve gerçek bir şekilde ancak böyle anlar ve ayrıca gelecekle ilgili sonuçları da ancak böyle çıkarabilir.


Buna karşılık bilgisi teemmülden (düşünmeden) yoksun olduğundan algıyla dolayısıyla şimdiyle sınırlı olan hayvan, insanlar arasında evcilleştiğinde bile bilgisiz, anlayışsız, akılsız, çaresiz ve muhtaç dolaşır. Kendi tarihini bilmeyen ulusun durumu da buna benzer; o da şimdinin geçmişle irtibatını kuramadığı ve onu buradan hareketle açıklayamadığı için kendisini ve içinde bulunduğu zamanı anlayamaz, hele geleceği hiç öngöremez. Bir millet ancak tarih sayesinde tam olarak kendinin idrakine varabilir."

kitap okumanın yararları
Bir ulusun tarih bilmesinin ulusu oluşturan bireyler arasında ortak bir bilinç oluşturacağını ve bu toplumun ancak bu sayede bir bütün haline gelebileceğini savunan Schopenhauer'un bu düşünceleri ülkemizin ayrışmaya yatkınlığını hatırlatıyor bana.

Acaba bu ayrışma hevesimizin, ortak tarih bilincimizin sadece Çanakkale Zaferi ve İstanbul'un Fethi'yle sınırlı kalmasından mı ileri geliyor? Ben dahil, acaba kaç kişi kendi tarihimizi gündemdeki olayları doğru şekilde yorumlamaya yetecek düzeyde biliyoruz?

Belki halkı tümden tarih bilgisiyle bezemek mümkün değil. Ancak ülke yönetimi üzerine söz hakkı olan millet vekillerinin tarih bilgisinin sınanması gerektiğini düşünülebilir. En basit yöntemle millet vekili adayı olunabilmesi için donanımlı ve bağımsız bir kurul tarafından hazırlanmış bir tarih sınavına girmeleri zorunlu tutulabilir.

Belki bu sayede dünya gündemini iyi kavrayabilen, birbirleriyle atışmak yerine devlet ve millet yararına politikalar üretme gayretinde olan politikacılardan oluşmuş bir millet meclisine kavuşabiliriz.



İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

20 yorum

  1. Aslinda bazi okumus insanlar cahil insanlardan daha cahil onu ne yapmali 😄

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence de.. Bu iş okumakla bitmiyor. Her geçen gün üniversite bitirmiş ancak hoşgörünün, bir dünya görüşünün olmadığı yeni bir insanla karşılaşıyoruz.

      Schophenhauer'un yaşadığı dönemle kıyaslandığında okumuş insan, okumamışa göre yine bir nebze önde olabilir. Ancak yazıda da savunduğum gibi bu durum okumamış insanın, okumuş olanlara saygı duymak zorunda olduğunu ortaya çıkarmaz.

      Sil
    2. Tabi yazindan dolayi takdir ettim abi seni , hos bir makale olmus. Servis beklerkn ki 8 dakami buna ayirdim ellerine saglik 😄

      Sil
    3. Teşekkür ederim :) Hoşuna gittiyse ne mutlu bana :)

      Sil
  2. Muhtemelen yazar orada "Okumuş insan" tabiri ile "Okumuş ve özümseyip hayatına uygulamış"a vurgu yapmak istemiş. Felsefi kitaplar okumana sevindim, benim kafa basmıyor :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında o açıdan da bakılabilir. Aksi halde okumuş insanın çok bir farkı olmuyor diğerlerinden..

      Felsefeyi severim. Gerçi bazı felsefi kitaplarda terimler çok yoğun kullanılıyor. Onları ben de senin gibi anlamakta güçlük çekiyorum doğrusu :)

      Sil
  3. "cahillerin alimlere borçlu olduğu saygıyı" yazarın burada alimden kastının sadece okumuş insan olduğunu zannetmiyorum. Genel olarak senin yorumlarına katılıyorum Emrah. Ancak dildeki sadeleşmenin faydasını görmediğimizi kitap satış oranları ile kıyaslaman hatalı gibi. Bence dünyada en çok okuyan ülkeler arasındayız fakat bunu satış rakamları ile ispatlayamam. Çünkü bizim ülkemizde satın alınan bir kitap 10 kişiyi gezmeden rafa kalkmaz. Çünkü bizim ülkemizde korsan almış başını gitmiş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim yorumun için :) Aslında okuma oranından kastım tamamen kitap satışları değildi. Bu oran senin söylediklerinin yanında kütüphaneden alınıp okunan kitapları da içeriyor.

      Satıştan ziyade kişi başına yıllık okunan kitap sayısı itibariyle baktığımızda, bence ülke gereğinden çok çok daha az okuyor.

      Her ne kadar çevremizde kitap okuma alışkanlığı olan insanlar olsa dahi, ülke geneline baktığımızda maalesef durum değişiyor...

      Sil
  4. Ne demiş Einstein 'Okuyup ne yapacan, ben gibi atomu parçala yeter' :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Einstein dediyse doğrudur!" diyerek bu sözüne de katılıyoruz ;)

      Sil
  5. Paylaşım çok anlatıcı olmuş emeğine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) Beğendiysen ne mutlu bana :)

      Sil
  6. Okunası bir yazı olmuş, teşekkürler.

    YanıtlaSil
  7. Güzel bir yazı ve konu olmuş elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  8. Bence OKUMUŞ (TAHSİLLİ) cahiller OKUMAMIŞ cahillerden daha tehlikeli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle hocam, aslında okumamış cahilliğin çok bir tehlike arz ettiğini düşünmüyorum. Ama okumuş cahillik çok tehlikeli...

      Sil
  9. Dilde sadeleşme olgusu ile ilgili yorumlar gerçekten ilginç geldi bana. Bence bu konuları tartışalım siz gençlerle birlikte.Szilerden öğreneceğim çok şey var bu konuda sanırım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estafirullah hocam, tabii tartışalım. Her konuda bilgi paylaşımına açığım ben :)

      Sil

Yeni Yazıları Kaçırma!

E-posta Aboneliği