Meraklı Tosbaa - Öğrenme Yolcusu

Üniversite Aşkı ve Yaşananlar

29 Mart 2013 Cuma Meraklı Tosbaa 0 Yorum

[Yazıya, biraz olsun empati kurabilmek için Hindistan'dan bir kaç resim koydum.Yadırgamayın :)]

Ben, bilindiği üzere, üniversiteye yetişmek için 06:00'da kalkmak zorunda olan biriyim.. Bugün yine 06:00'da kalkmam gerekiyordu. Ancak bir türlü yataktan ayrılamıyor olmamı bir işaret kabul edip, bugün okula gitmemeye karar vermiştim. Verdiğim kararda haklıydım ve bu kararın arkasında durmayı düşünüyordum. Ta ki, bugün Bahçe Bitkileri, uygulama dersi olduğunu hatırlayana kadar. Uygulama dersinde, toplamda, sadece 2 hafta devamsızlık hakkımızın olmasının da yardımıyla, anında beynimde şimşekler çaktı ve hemen hazırlanmaya başladım.

Aslında devamsızlık konusuna, bu kadar titiz davranan bir insan değilim. Uyumaya karar vermişsem, o gün dersi rektör bile verse, okula gitme düşüncesi benim için bitmiştir. Sanırım bugünkü derse gitme hevesim; Bahçe Bitkileri dersinin zevkli geçmesi ve bugün beni bekleyen metro işkencesini yaşamak zorunda olmam ve kadere engel olamamamdan kaynaklanıyordu.

Metro kısmına daha sonra gelicem, ama dersin zevkli geçen kısmının, uygulama kısmı olduğunu belirtmek istiyorum. Yoksa, dersin çeyreğini, hocanın öksürük krizlerinin işgal ettiği, teknik kısmı bir hayli sıkıcı. Lisede bir Orhan Hoca vardı; bu da ikinci Orhan işte. İçme arkadaşım şunu. Yarayana yarıyor, sana yaramıyor.. İçme.. Denedin olmadı, bırak işte, ne zorluyorsun. Ters etki yapıyor işte sende. Bugün, öksürme krizine girince, "Bırakın hocam, ne dersi, sizden önemli mi?" diye az kalsın karşı çıkacaktım dersi anlatmaya devam etmesine. Adam ders anlatacam diye boğazını parçalayacak.. Olur muymuş öyle?.. Yardım edelim hocamıza; "Bırakın hocam, sizi yerinize ben okurum(!) slaytı."

Neyse ki, uygulama dersine, anlatışı kuvvetli, bayan hocalar geliyor da (ki biri çok tatlıdır.) dersin varlığının bir anlamı oluyor. Geçen hafta araziye çıkıp budamayı öğrenmiştik. Bu hafta da bitki çoğaltma, ekim gibi noktaları öğrendik. Her neyse, hızlıca kalkıp hazırlanmaya başladım diyordum. Bahçe Bitkileri'nin dışında, ilk 2 hafta hiç uğramadığım, Tarım Muhasebesi dersi var. Devamsızlık sınırı 4 hafta olan bu derse de kesin yetişmem lazım. Durağa, otobüsün tam gelme zamanında ulaşmıştım ki, gelen otobüsün tıka basa dolu olduğunu gördüm. Her hafta en az 2 kere bu tabloyla karşılaştığım için, pek de can sıkıcı bir durum değildi tabii benim için. Acelem yoksa; ya diğer otobüsü beklerdim, ya da bir önceki durağa gidip orada, gelecek diğer otobüsü beklerdim :)

Acelem.. Yetişmek zorunda olduğum bir dersim vardı. Yağmur hafiften çiseliyordu ve minibüslerin geçtiği caddeye doğru yürüdüm. Çantamda, 'ne olur ne olmaz' diye bulundurduğum, mini şemsiyemi çıkarıp çıkarmama ikileminde kalmak üzereyken minibüs göründü ve neyse ki beni o dertten kurtardı. En nihayetinde bindim bir minibüse ve derse yetişecek olmanın ve hatta erken bile gitmenin sevinciyle metro istasyonuna vardım. Seslendim; "İstasyon girişinde bırakır mısın hocam?" diye. Ama nezle olmamdan kaynaklanan ses değişikliği nedeniyle, 'acaba çok mu kaba söyledim, emreder gibi mi hissedildi?' tereddütleriyle kendimi, metro istasyonun ilk durağında buldum.

Benim metro yolculuklarım hep, ilk duraktan son durağa olduğu için (ki 45 dakika sürüyor) oturacak bir koltuk bulamayınca, başka bir metro bekliyorum. Esasında metro geldiği zaman aceleci davranıp bir yer kapamazsam, 'hayırlısı' deyip başka metrolarda şansımı deniyorum. Yani, yolculuğu kısa olanların aksine, durakta olan metroya yetişmeye çalışmıyor, durakta olmayana yetişmeye çalışıyorum. Bugün de minibüsten indim ve istasyonda metronun olmadığını fark ettim. Yine istasyonda olmayan bir metro vardı ve benim ona yetişmem lazımdı.. Aceleciydim.. Her an her şey olabilirdi..

Ayağımda, soğuk günlerden beri giymediğim botlarım vardı ve kaldırımların ıslaklığını umursamıyordum. Telaşlıydım, 2 ayrı metrodan hangisinin geleceğini bilmiyordum. Alt geçitten geçip kartımı okuttum. Ama alt geçitten geçerken, kafamda ne kurmuşsam, gelecek olan metronun, üniversite yönüne gittiğine dair kendimi bir şekilde ikna etmişim.O kadar ikna olmuşum ki gelen metronun nereye gittiğine bakmayı bile akıl edememişim. Metro geldi, bindim. Tahmin edildiği üzre yanlış metrodaydım ve bir süre bundan haberim olmayacaktı.

Buradan da görülebildiği gibi; ilk istasyondan (Arabayatağı) kalkan iki metro var ve üniversiteye giden metroya binmem gerekirken, başka bir yere (Emek) giden metroya binmiştim. Rayların ayrıldığı istasyona kadar diğer metroya aktarma yapılabiliyordu. Ama, kendini, üniversiteye giden bir metronun içinde sanan biri için artık her şey çok geçti :)

Oturdum, yerleştim koltuklardan birine. Ve 45 dakika boş boş oturmayayım diye notları çıkarıp İstatistik çalışıyordum. Hem derse 15-20 dakika erken gidiyor olmanın, hem de İstatistik konularının yeterince anlaşılır ve kolay olduğunu fark ediyor olmanın verdiği rahatlık.. Benden keyiflisi yoktu o an için hayatta. Kafamı eğip notlara, istatistik çalışıyordum. Arada dışarı da bakıyordum tabii ama nasıl denk gelmişse rayların ayrıldığı, yani yanlış metroda olduğumu anlayacağım istasyonlarda hiç dışarıya bakmamışım. 4 durak boyunca.. Hiç..

Sonunda anlıyorum, 4 istasyon sonra, yanlış metroda olduğumu. İniyorum ve ters yöne giden metroyu 6-7 dakika kadar bekliyorum. Metronun biraz geç gelmesi moralimi bozsa da nasıl olsa derse yetişirim ümidiyle üzülmüyor ve metro geldiği gibi biniyorum. Rayların ayrıldığı istasyona gelirken, yukarıdan anonsla (ki bu yöndeki metroya daha önce hiç binmediğim için, hiç duymamışım bu anonsu) üniversite istikametine gidecek yolcuların rayların ayrıldığı istasyondan bir sonraki istasyonda aktarma yapabileceklerini söylüyorlar. Ben de bu anonsu, herhalde zamanları ayarlanmış; metro durunca, karşı raylara da ters yöndeki diğer metro gelecek ve ben de hiç beklemeden,  asıl binmem gereken metroya binecem ve mutlu mutlu okuluma gidecem şeklinde yorumluyorum. Diğer metroya binene kadar, sistem ne güzel ayarlanmış falan diye övünüp duruyorum yetkililerimizle.

Ve yine şartlanarak iniyorum metrodan ve hiç nereye gittiğine bakmadan dalıyorum karşıdaki metroya.. Ve tahmin edildiği gibi yine yanlış yere giden metronun içinde buluyorum kendimi. Bu sefer erken fark edip (1 istasyon sonra) iniyorum ve tekrar ters yöndeki metroyu bekliyorum.. Yolun geri kalan kısmını da oturacak yer bulamadan, tıklım tıklım bir metro ile tamamlamak zorunda kalıyorum. Ve sonra anlıyorum ki o anons, yaşlıların, büyük istasyonda, karşıya geçmek için merdivenleri kullanmak zorunda kalmasınlar; bir sonraki küçük istasyonda aktarma yapsınlar diye yapılıyormuş.

En uzun seferi 45 dakika süren metro hattında, toplamda, tam "1 saat 30 dakika" kalıyorum. Tabii derse yetişme çabalarım suya düşüyor. 20 dakika erken gideceğime sevinirken, 30 dakika geç gidiyorum okula. Sonra düşünüyorum; derse yetişmek -hatta erken gidebilmek- için minibüse binip de (ki sık sık yaptığım bir olay değildir.) derse geç kalışımı. Sanırım ben hatayı, uyumaya devam etme kararımdan vazgeçerek yaptım..

Ama bir de kendime şunu sormak istiyorum; "Bir defa şaşırılır, yanlış metroya binilir de, ikincisine, hangi akla hizmet edilerek binilir?".. Ya tam olarak uyanabilmiş değildim. Ya da ders aşkı, şu aralar bana pek yaramıyor..



İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

0 yorum

Yeni Yazıları Kaçırma!

E-posta Aboneliği